PRP’Lİ SİZE ÖZEL KREMLE VE ELEKTROMANYETİK MASAJLA CİLT GENÇLEŞTİRME

 

PRP nedir?

PRP, Platelet Rich Plasma yani pıhtı hücrelerince zengin kan demektir. PRP tedavisinde kişinin kendi kanından elde edilen pıhtı hücreleri ve büyüme faktörlerince zengin plazma cildi yenilemekte kullanılır.

PRP tedavisi cilt sarkması, kırışıklık, leke tedavisi, sivilce ve yara izlerini gidermede kullanılır.  PRP yöntemini tek başına veya radyofrekansla bir arada kullanılabilir. Yüz hatlarında toparlanma, kırışıklıklarda hafifleme, yüzde aydınlık ve duruluk meydana gelir. Canlandırıcı organik maske ve kremlere PRP eklemek leke tedavisini hızlandırır ve kalıcı sonuç alınmasını destekler.

PRP’li size özel krem nasıl hazırlanır?

Gece kremi ve göz çevresine özel kreminizi yanınızda getiriyorsunuz. Kendi kanınızdan elde ettiğimiz onarıcı serumu belirli oranda kreme enjekte ederek size özel hale getiriyoruz. Kremler cam kavanoz içinde olmalı ve mutlaka buzdolabında saklanmalıdır, Dondurucu bölüme koymamalısınız.  

PRP cildi nasıl yeniler? Cilt yaralandığında, cildi tamir etmek için pıhtı hücreleri gelir. Pıhtı hücreleri büyüme faktörleri olarak adlandırılan maddeleri salgılayarak cildin tamir edilme sürecini başlatırlar. Ayrıca yaralı bölgeye kök hücreleri çekerler. Bu yüzden cilde pıhtı hücrelerinden zengin PRP tedavisi yapıldığında ciltte onarılma ve yenilenme süreci tetiklenmiş olur.

PRP nasıl elde edilir? PRP tedavisinde 8-20 cc arasında değişen miktarlarda sizden kan alınarak özel tüplere konulur.  Özel tüpler yüksek hızda dönen santrifüj cihazına konulur, pıhtı hücreleri bakımından zengin plazma elde edilir.

PRP ne sıklıkla yapılmalıdır? PRP tedavisi 3-4 hafta aralıklarla yapılır. PRP 3-4 seans yapılmalıdır.  Etkisi iki yıl sürer.

PRP kimlere uygulanmaz? Kan sulandırıcı alanlara, kanser öyküsü olanlara, kan hastalığı olanlara, yapılacak alanda enfeksiyon ve iltihap olanlara, hamile ve emzirenlere uygulama yapılmaz.

PRP uygulaması ne kadar süre alır?

15 Dakika elektromanyetik masaj +15 dakika cilde PRP uygulama olmak üzere 30 dakika süren bir işlemdir.

PRP işleminden sonra nelere dikkat edilmelidir?

Uygulama yapılan bölge 24 saat yıkanmamalıdır. Uzun süre güneşe maruz kalınacak ise güneş koruyucu ürün kullanmak gerekir.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAĞIMLILIK NEDİR?  

Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini, verimli olamayacağını ve işe yaramayacağını düşünür.

Bağımlılığın oluşmasında çevresel ve sosyal etmenler rol oynamaktadır. Kişi, ilk başta deneme amaçlı bir şeye başlayabilir, daha sonra sosyalleşmek için kullanır fakat  kişi, o nesneye zamanla bağımlı olur.

Bağımlılığı besleyen en önemli etken keyif verici bir dış unsurun varlığıdır. Bağımlılık yapan maddenin en önemli özelliği kişiyi kaygıdan ve gerginlikten uzaklaştırabilme gücü ve keyif verici olmasıdır. Bu durum, bağımlılık geliştirme açısından en yüksek risk grubu olan gençlerin doğal davranış dinamiklerinde daha kolay gözlenebilir. Şöyle ki, genç bir insan doğal gelişim çatışmaları ve bu çatışmalarının neden-sonuç ilişkileriyle uğraşırken genellikle en kestirme ve en zahmetsiz yolu seçer. Çatışmadan doğan gerginlik sırasında gencin keyif aldığı en küçük anlar bile çok kıymetlidir.

Bir ilginin bağımlılığa dönüşmesi daha çok davranışsal bağımlılıklar ile alkol ya da sigara bağımlılığı için söz konusudur. Madde kullanımında süreç ilginin süreklilik kazanmasından çok kaçış sonucu bağımlılığa itilmek şeklinde gerçekleşir.

BAĞIMLILIĞA YATKIN KİŞİLİKLER 


Madde bağımlılarının anti-sosyal veya sınır kişilik yapısında olduğuna dair bir yanlış inanç söz konusudur. Araştırmalar da bu yanlışı ortaya koyar mahiyettedir. Araştırmalara göre alkol bağımlılarında anti-sosyal kişilik veya anti-sosyal davranış oranı %30 civarındadır. Klinik tecrübelerimize göre bağımlılık yaşayan bireylerde takıntılı (obsesif) kişilik çok daha yaygındır. Mükemmelliyetçi, titiz, ‘ya hep ya hiç’ modunda yaşayan, aşırı kontrolcü, detaycı kişiliklerde bağımlılık riski daha yüksek. Yaşanan üzücü ve örseleyici olaylar sonrasında sıkıntıları gidermek için alkol ve maddeye baş vurma yaygın bir davranıştır. Bu tip kişiliklerde bu davranış daha çok görülüyor ve genellikle ‘hep’ modelinin kurbanı oluyorlar. Orta karar içme veya sosyal içicilik düzeyinden çok kısa bir süre sonra şişenin dibini getirir hale gelirler. Bağımlı, çekingen kişiliklerde ve sosyal fobikler de toplum içinde cesaretli olabilmek için alkol ve maddeye başvurabiliyorlar. Nitekim sosyal fobide görülen en sık ikinci psikiyatrik bozukluk alkol ve madde bağımlılığıdır. Şizofreni hastaları, depresyonlular, kaygı bozukluğu olanlar da sıkıntıyı azaltmak için alkol alabiliyor ve potansiyel bağımlı durumuna gelebiliyorlar.

   BAĞIMLILARIN ORTAK NOKTALARI

  • Hayatlarının bir döneminde travma olması

  • Madde kullanımı mutlaka bir olayla başlar ve genellikle de bir ayrılık öyküsü vardır.

  • Hemen hepsi madde ve alkol kullanımı öncesinde çok başarılı insanlar, işlerini çok iyi yapan, saygın ve mükemmeliyetçi insanlar

  • Hepsinde kontrolsüz cinsel yaşantılar var (madde alımı sırasında)

  • Normalde herkes iradesiyle davranır ve orta noktayı bulur ama onlar yapmakla yapmamak arasında karar vermek yerine ya hep ya hiç yaklaşımında  uçlarda yaşayan kişilerdir.

1-FİZİKSEL BAĞIMLILIK:  Maddenin varlığına karşı duyulan fiziksel bir ihtiyaçtır. Madde vücuda alınmadığı takdirde bulantı, kusma, terleme, titreme ve üşüme gibi olumsuz belirtiler ortaya çıkabilir.

2-PSİKOLOJİK BAĞIMLILIK: Maddeye alışma, arzu etme, onsuz yapamayacağına inanma halidir. Madde alınmadığı taktirde anksiyete, sinir gibi psikolojik belirtiler ortaya çıkabilir.

Fizyolojik (fiziksel) bağımlılık ve psikolojik bağımlılık kişide aynı anda görülebilir ve fizyolojik bağımlılığın tedavisi, psikolojik bağımlılığa oranla daha kolaydır çünkü psikolojik bağımlılıktan kurtulma kişinin isteğine bağlıdır ve uzun terapi süreci gerektirir.

Bağımlıklıkların,alkol,sigara,madde,karbonhidrat,gazlı içecek  gibi bir çok çeşidi vardır.

1-ALKOL BAĞIMLILIĞI: Kişinin alkol tüketimi, sosyal içici düzeyindeyse, iş, aile ve sosyal çevresine zaman zaman zarar verecek boyutta olsa bile buna bağımlılık denemez.  Bağımlılık oluşması için kişinin alkol tüketimini alması gereken dozun üstünde alması gerekir.  Bağımlılık tanımı, hem düzenli olarak yüksek dozda alkol tüketimi, hem de dipsomani (belirli bir süre ara verdikten sonra tekrar yüksek dozda alkol tüketimine başlamak) için geçerlidir.

Alkol bağımlılığı, duygusal faktörler ve çevresel etkilerle gelişen özel bir  bağımlılıktır. Zaman içinde yaşam kalitesini düşüren ve ciddi hastalıklara sebep olan bir durumdur.

Alkol bağımlılığı,  biorezonans yöntemiyle,kişinin tükettiği alkol çeşidinin frekansı kullanılarak tedavi edilir. 

Tedavi sonrası karaciğerde ve bütün vücutta oluşan toksitite kısa sürede düzelir. Yağlanma sonucu oluşan kilolar ve göbek bölgesi şişliği,  5 seanstan sonra normale  dönmeye başlar.Kişide her türlü içkiye karşı kalıcı isteksizlik ve tiksinti hissi  geliştirir.

 Bu  seansların  yan etkisi yoktur. Erkek ve kadın her yaşta , her kişiye kolaylıkla tedavi uygulanabilir.Sadece hafif bulantı ve uykulu bir durum hissedilir ve kısa sürede geçer.

Alkol bağımlılığında ebeveyn faktörü önemli bir etkendir.

Güçlü ve dominant anne, zayıf ve etkisiz bir baba figürü alkol bağımlılığında önemli bir rol oynar.

Bununla beraber duygusal travmalar ve çevresel faktörler de  alkol bağımlılığının oluşmasını etkiler. Burada alkol zayıf olan ebeveynin yerini alarak, boşluğu doldurur.Burada oluşan ebeveyn boşluğu genel olarak babadır.

Kişi alkol kullanarak eksik olan baba figürünün  yerini doldurmaya çalışır.

Bağımlı, alkol kullandığı zaman özgüvenini geri kazandığını düşünür.

                                                                                         SİGARA BAĞIMLILIĞI

Yapılan işlem  4000 çeşit maddenin ortak frekanslarının  ters çevrilmesi ve bu yeni yaratılan frekans paterninin vücuda verilmesidir. Kişi seans sırasında genellikle bir şey hissetmez. Ama işlem sonunda sigara içindeki zehirli maddeler ve nikotinin vücudunuzla bağlantısı koparılmıştır, nikotin ve bu toksinler vücudunuzdan hızla atılmaya başlamıştır. Sigaranın içindeki zehirli maddelere artık vücudun toleransı yoktur. Sistemin normal işleyişini korumak için nikotine olan ihtiyacı ortadan kalkmıştır.Sigara zararlı,yabancı madde gibi algılanır ve sigara içme isteği yok olur.

 

                                                                                 SİGARAYI BIRAKMAYA KARAR VERİN

 

Biorezonans ile sigara bırakma yönteminin uygulanabilmesi için kişinin sigarayı bırakmaya kesin karar vermiş olması gerekir.

Terapi öncesi, kişiden son bir sigara içip, izmarit kısmını cam bir tüp içerisine koyması istenir. Bicom Biorezonans cihazının giriş kısmına, kişinin içtiği son sigara ile tükürük örneği  yerleştirilir.
Bu tükürük örneğinden ve sigara izmaritinden, “kişiye özel” elektromanyetik frekans  kalıbı belirlenir.Tespit edilen bu frekans kalıbı  ters çevrilip 64 kat büyütülerek elektrotlar ve manyetik minder aracılığıyla vücuda geri verilir. Vücuttaki   nikotin   frekansı,   ters frekansıyla karşılaştırılır. Bu işlem ile bünyedeki   nikotin frekansı sıfırlanır.Yaklaşık 50-60 dakika süren seans sırasında uygulanan frekanslar bir çipe yüklenir ve kişinin cildine yapıştırılır. Bir ay süreyle taşıması istenir.

               
 
 
 
 
 
 
 
                                                      Detoks Nedir
Kronik bir hastalığı veya bozuk sağlık koşullarını iyileştirmenin en geçerli yolu vücudu toksinlerden arındırmak ve direnci,bağışıklığı azaltan, kanı ve dokuları kirleterek mikroorganizmaları çeken esas sebebi yok etmektir. Bu da Detoks'dur.

Çevre kirliliği söz konusu olmasa bile insan vücudu günlük işlevlerinin sonucu olarak iç toksinler üretir.

Glikoz ve Oksijen enerji üretmek için hücrede yakıldıkları zaman ASİTLİ ATIKLAR ve Karbondioksit gibi diğer zehirli yan ürünler açığa çıkar. Organizma normal çalıştığında bu zehirli atıklar üretildiği hızla atılır. Bu yüzden normal vücut doğal yolla arınır. Toksinlerin aşırı birikmesi kan zehirlenmesini oluşturur ve hastalıklar için gerekli ortam sağlanır. Metabolizmadaki toksinlerin birikmesi hastalığın  sebebidir.

Vücuttaki toksinlerin tutulmasının iki sebebi vardır. İlki yiyeceklerdeki havadaki ve sudaki doğal olmayan çevresel toksinlere aşırı maruz kalma yüzünden oluşan, metabolizmanın doğal seviyesinden çok fazla miktarda toksin yüklemesi.

İkincisi ise; sağlıksız kişisel alışkanlıklar, aşırı yorgunluk ve hiperaktif modern yaşam yüzünden zayıflayan sinir sistemi sebebiyle işlemeyen normal atılma sürecidir. Özellikle detoks ve retoks ile ilgili olarak vücudumuzun işleyişi olarak öğrenmemiz gereken en önemli konu otonom sinir sistemidir.  Dolayısıyla bir otonom sinir sistemi regülasyon tedavisi olan Nöral Terapi burada ayrıca önem kazanıyor.

Otonom sinir sistemi regüle olmadan yeterli detoks olmaz yani nöral terapisiz yeterli detoks olmaz diyebiliriz.

"Mikroplar dışarıdadır, korkmamız gereken azalan iç direncimizdir"  detoksun bu nedenle önemi büyüktür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAĞIRSAK TEDAVİSİ İLE 10 BİN OTİZMLİ ÇOCUĞU İYİLEŞTİRDİ

Dr. Natasha Campbell-McBride isimli nörolog GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu İçin Doğal Tedavi Yöntemi isimli kitabıyla oğlu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu iyileştirdi.

 

Dr. Natasha Campbell-McBride, otizmli olan kendi oğlunu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu, uyguladığı doğal GAPS diyetiyle iyileştirdi. Şizofreni, depresyon, MS gibi psikiyatrik hastalığı olan yüzlerce hastayı da aynı yöntemle tedavi eden nörolog konuştu: Tıp bilimi hastalıkları kalıplara koyuyor ve sorunu çözmüyorlar. Hastalıkların ana kaynağı bağırsaktır. İnsanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.

Campbell'dan, Türkçe’ye Adalin Yayıncılık tarafından çevrilen “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu İçin Doğal Tedavi Yöntemi” isimli bir kitapla haberdar olunduğu belirtildi.

Dr. Natasha, otizm teşhisi konulan oğlunu kendi doğal yöntemiyle tedavi ederek binlerce otizmli hastanın ışığı olmuş. Otizm yanında şizofreni, dispraksi, disleksi, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, MS gibi bütün hastalıkların bozuk bağırsak florası nedeniyle beynin toksinleşmesi sonucunda ortaya çıktığını kaydeden Dr. Natasha, “Tıp bilimi hastalıkları kutucuklara koyar, beyin ve bağırsak arasındaki ilişkiye bakmaz. Antibiyotiklerle bu denge daha da bozulur. Acil ve hayati durumlarda elbette tıbba ve doktorlara ihtiyaç var. Ama doğru şeyleri yersek birçok kronik hastalıklar iyileşir” diyor.

 

Çok çarpıcı açıklamaları olan McBride’in önemli uyarıları var: Süpermarketlerden yiyecek almayın, tahıl kullanmayın, diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın, güneşe çıkın. İnsanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.

– GAPS adını verdiğiniz bağırsak ve psikoloji sendromu fikri nasıl ortaya çıktı?

– Ben nöroloji doktoruyum. Nörolojik hastalarla ilgilenen büyük bir hastanede çalışıyordum. Ve hepsinin çok ciddi sindirim problemleri olduğunu keşfettim. Ama bizim bildiğimiz klasik tıpta nörologlar sindirim sistemine hiç bakmazlar. Beyin ve bağırsak arasında bir ilişki kurmazlar. Ancak bir bağlantı olması gerektiğine inandım. Çünkü bağırsak florası diye bir kavram var. Ve hücresel olarak genetik yapılanmamız yüzde 90 bağırsak florasından etkileniyor.

– Bağırsak, beyinden daha önemli yani?

– Öyle. Yaşadığımız mikro sistemde vücudumuz bir kabuk aslında. Ve yaşadığımız her şey bağırsak florasından kaynaklanıyor. Orası çok iyi organize olmuş mikro dünyadır. Bakteri, mikrop, mantar, solucanlar var. Hem de trilyonlarca! Ve bilim bunu yeni araştırmaya başladı. Mikroplar birbirini yiyor, birbirini kontrol ediyor. Sağlıklı insanda yararlı bakteriler daha hakim ve zararlı trilyonlarca mikrobu kontrol ederler.

– Denge nerede bozuluyor?

– Antibiyotiklerin II. Dünya Savaşı’ndan sonra keşfiyle başladı her şey. Özellikle ampisilin gibi antibiyotikler kötü bakteriler gibi iyi bakteriyi de öldürüyor. Bağırsak florasının tekrar dengeye gelmesi haftaları, ayları alıyor. Ama bu sırada kötü bakteriler hücum edip bağırsağı kaplıyorlar. Kötü bakteriler yayılırken iyi bakterilerin yayılmasını da engelliyorlar. Art arda antibiyotik kullanımında da bu kötüye gidiş artıyor.

GENLERİMİZ KADERİMİZ DEĞİLDİR

– Tek sorumluluğu antibiyotiklere yüklemek yanlış olur herhalde?

– Elbette tek sorumlu antibiyotikler değil. Başka faktörler de var. Diş hekimlerinin ağzımızda uyguladığı tedavilerdeki işlemlerde civa ve çeşitli toksinler bağırsağımızı etkiliyor. Civa içeri girer biz yutarız ve onlar kötü mikropların artmasına neden olur. Annelerin bebeklerini emzirmek yerine mama ile beslemesi bu hastalıkları artırır. Annenin mahsur kaldığı bütün kimyasal yüklenmeler, kullandığı makyaj malzemeleri de dokuz aylık hamilelik sürecinde bebeğe gidiyor. Bebek toksin bir yüklenmeyle doğar.

– Bu hastalıklar antibiyotikler keşfedilmeden önce yok muydu?

– Antibiyotikler hayat kurtarır ama çok ciddi hastalıklarda kullanmak gerekir. Bu hastalıkların salgınlığı hep antibiyotiklerin keşfinden sonra gelişti. Mesela otizm 25 yıl önce on binde bir çocukta vardı. Bugün 40 çocuktan birine otizm teşhisi konuyor. Bilim adamları 2020’de iki çocuktan birinin otizmli olacağını öngörüyor. Bizim genlerimiz kaderimiz değildir. Doğarken o kadar çok genetik seçeneğimiz var ki… Yediğimiz yiyecekler ve çevredeki toksik yük hangi hücrelerin baskın kalacağını ve hangi kanser hücrelerinin uyanacağını belirliyor. Kanser, MS gibi rahatsızlıklar böyle oluşuyor.

BÜTÜN OTİZMLİLERDE BAĞIRSAK PROBLEMİ VAR

– Çocuğunuzun otizm olduğunu anladıktan sonra mı bağırsak florasına yöneldiniz?

– Benim çocuğuma otizm tanısı konulduğunda bu benim kişisel bir meselem oldu. Ve o anda profesyonel mesleğimin otizm konusunda bir şey yapamayacağını öğrendim. Bunu asla kabul edemezdim ve araştırmalarıma hız verdim. O zaman farkettim ki otizmli çocukların hepsinin bağırsak florasında problem var. Ve anladım ki bu florayı iyileştirirsem otizm de yok olacak. Şimdi otizm teşhisi konan çocuğum 21 yaşında, üniversiteye gidiyor ve çok sağlıklı. Ancak şu an dünyanın her yerinde binlerce otizmli çocuğu hayata döndürmek için uğraşıyorum.

OTİSTİKLER SAĞLIKLI BEYİNLE DOĞAR

– Bağırsak florası normal olmayınca ne oluyor otizmli ya da hastalıklı kişide?

– Çocuk yediğini sindiremiyor ve yiyecekler kötü fotojenlere dönüşüyor. Bu fotojenler emilip kana karışıyor, beyin bu toksinlerle zehirleniyor. Otistik doğan çocukların yüzde yüzü sağlıklı bir beyinle doğar. Ancak bağırsak florası üzerinden zehirlenirler.

– Yani mesele beyin değil besin!

– Kesinlikle. Bebekler nasıl öğrenir? Duyu organlarını kullanırlar ve bu iletileri beyin işler. Çocuk “Bu anne, bu baba bunlara güvenebilirim, bu oyuncak bununla oynayabilirim, bu kaşıkla yemek yerim” diye düşünür. Ama bu toksinler yüzünden beyin bu aradaki bağı işleyemez hale gelir ve o gürültüden dolayı bir şey öğrenemez. Annesiyle babasını bile ayırt edemez. Yolda başka birine anne-baba diye takılabilir. Bağırsaktan beyine giden toksinler durdurulduğunda beyin de birden temizlenir, her şey normale döner. Ne kadar erken bu toksinlerden temizlenirse öğrenmesi o kadar hızlı olur. 5 yaşına kadar olan çocukların otizmden tamamen iyileşme şansı vardır. İki yaşındaki bir çocuk GAPS diyetimle 6 ayda iyileşir.

– Çocuğunuzu ne kadar sürede iyileştirdiniz?

– Üç yaşında iken diyete başlattım. Altı ayda sindirim sistemi iyileşir iyileşmez düzeldi.

– Madem bu kadar basit ise neden tıp bilimi bunu uygulamaktan kaçınıyor?

– Çünkü kimse bu bağlantıyı yapmak istemiyor. Tıpta yeni bir fikrin gelmesi ve kabul edilmesi zordur, 50 yılı bulur. Şu an eğitim verdiğim çok doktor var, onlar bu yöntemi kullanıyorlar. Yöntemimi inceleyen yerler var ama onların yayınlanması beş-altı yılı bulacak. Fakat çocuklar o kadar bekleyemez. Bu yüzden bu bilgiyi hızlıca yaymamız lazım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İLAÇ ENDÜSTRİSİNİN BASKISI FAZLA

– Tıp biliminin işi ağırdan almasının nedeni ilaç lobisinin baskısı mı?

– Evet. Çünkü batıda ilaç endüstrisi var ve çok kârlı. Politikacılar da bu ilaç sektörüyle iletişim halindeler. Ben sistemin dışında olduğum için bunu rahatlıkla yapabiliyorum.

– Diyetinizden daha çok para kazanacakken neden bunu bir kitap fiyatına dağıtıyorsunuz?

– Bir şey keşfettiğinizde bütün dünyanın bunu bilmesini istersiniz. Bu yüzden bildiğim her şeyi bu kitabın içerisine koydum. Dünyanın her yerinden insanlar bana bile danışmadan bu kitapla kendilerini iyileştirebildiler. GAPS diyeti seyahat gibi ve herkesin yolu farklı. Dünyada olabildiğince çok kişiye yardım etmek istiyorum. Ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyorum. Bu diyeti keşfettiğimde biliyordum ki meslektaşlarım bu bilgiyi öldürmeye çalışacaklardı. Ben de ebeveynlere bunu yayarak geliştirdim. Doktorları ikna etmeye zaman harcamak istemedim. Anne-babalar doktorlara bu bilgiyle gidiyorlar, doktorlar da dünyanın her yerinden bana geliyor. Şu an GAPS protokolünü öğretiyorum, 800 tane GAPS uygulayıcı pratisyen doktor var.

VÜCUTTA İYİLEŞTİRME PROGRAMLARI VAR

– Çıkış noktanız otizm. Bu diyet şizofreni, depresyon gibi hastalıkları nasıl tedavi ediyor?

– Bir ev yapmadan önce temelini yaparsınız. Evin kalitesi bu temelin ne kadar sağlam olduğuna dayanır. GAPS programı bir temeldir. İnsanların yüzde 60-80’i GAPS diyetiyle iyileşiyor. MS, romatoid artrit, diyabeti olanlar başka şeyler de eklemeliler. Tıp bilimi şizofreni, depresyon gibi tüm hastalıkları kalıplara koydu. Her insan eşsizdir ve toksinler beyne gittiğinde gösterdiği tepkiler de eşsiz olur. Hastalarıma “teşhis etiketlerine yapışıp kalmayın” diyorum.

– Ne yiyorsak oyuz yani?

– Kesinlikle. İnsan sağlığında en etkin şey yediklerimizdir. Yediklerimizden yapılıyoruz.

– Modern tıp biliminin reçetesi yetersiz midir?

– Evet yeterli değil. Tıp semptomları bastırıyor, temele gitmiyor. Her semptoma ilaç veriyorlar, sonra yan etkilerden yeni hastalık, onlara da ilaç… Ve bu işler böyle gider.

– İlaçları ve doktorları hayatımızdan çıkaralım mı?

– Hayır, tıbbın da bir yeri var. Acil ve hayati durumlarda klasik tıbba ihtiyaç var. Çok kronik uzun hastalıklarda klasik tıp gideceğiniz son adrestir, anneanneniz size daha çok yardım eder. Diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın. Güneşe çıkın. Sadece doğa iyileştirir. İnsanın vücudu çok güzel bir yaratımdır ve bütün iyileştirme programları vücutta zaten vardır. Doktor değil kendi vücudunuz iyileştirir. Vücudunuz bütün işi yaparken doktorlar sizi sadece eğlendirirler. Dünyada mucizevi bir hap yok.

PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN ANA SEBEBİ VEJETARYENLİK

– Vejetaryen balonuna karşı mısınız?

– Dünya besinsel propaganda ile karşı karşıya. Bir şirket var ve vejetaryanlık fikrini onlar yayıyor. Çünkü o şirket böceklerle mücadele için bitki ilacı satıyor ve çok satması için de sebzelerin çok yenmesi işlerine geliyor. 20 milyar insana yetecek fazla tahıl 2013 yılında yetiştirildi. O yüzden bu tahıl stokunu eritmek istiyorlar. Vejetaryenlik sağlıklı değildir. Psikiyatrik hastalıkların ana sebebi gençlikte yapılan vejetaryen beslenmedir. Klinikteki hastaların yüzde 80’i bunlardan oluşuyor.

– Ne kadar sattı bu kitabınız?

– 500 binden fazla kitap satışı oldu. 10 dile çevrildi. İlginç olan çeviriler hep hastalarım tarafından yapıldı. Türkiye’de de bir hasta vasıtasıyla çevrildi bu kitap.

– Kaç kişiyi tedavi ettiniz?

– Ben 10 bin hasta ile çalıştım, hepsini de iyileştirdim. Diyete ne kadar bağlıysanız o kadar başarı şansınız vardır. Kitabı alıp da kendi kendine iyileşen de çok kişi vardır.

 

 

İŞLENMİŞ GIDALAR HIRSIZ

– İyi güzel de doğal yiyeceği nerede bulacağız? Artık gıdalar bile kimyasal işlemlerle üretiliyor mu?

– Çok klasik ve geleneksel tarım yöntemine dönmemiz gerekiyor. Bunları yapanları bulmaya çalışın. Hayvanların da doğal yiyeceklerle beslenmesi gerekir. Yiyeceklerinizi süpermarketlerden almayın. Şehrin dışına çıkın, çiftçileri, tarlaları bulun. Gidip kuzu alın, onu kestirip tüketin. Süt pastorize olmamalı. Kesinlikle işlenmiş gıdalardan uzak durun.

– Siz ne kadar koruyabiliyorsunuz kendinizi?

– Biz evde sadece organik ve GAPS yiyeceği yeriz. Hiç tahıl kullanmayız. Yaşımız ilerledikçe karbonhidratları daha az tüketmek gerekir. Yaşlılıkta şekeri yeterince işleyemeyen vücut alzhamier, kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser olur. Bütün hastalıkların temeli şekerdir.

– Türkiye’de diyetisyenler ekmek de şeker de iyidir diyor?

– Bu dünyanın her yerinde böyle, bunları herkes seviyor. Çünkü tahılların içerisinde bulunan şeker, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddedir. 1800’lü yıllara kadar şeker gelmeden önce tatlıları, şekerleri nasıl yapıyorduk? Meyvelerden elde ediyorduk. GAPS diyetinde izin verdiğimiz tek şey doğal bal, muz ve şekerleştirilmemiş kuru meyvelerdir. Şeker pancarında bütün iyi besinler vardır. Ama onu fabrikaya götürüp bütün yararlı taraflarını atıyoruz.

– Bütün işlenmiş gıdalar birer hırsız mı?

– Evet hepsi toksin, zehirli ve hırsızdır.

BU YİYECEKLERE İZİN YOK

Arpa, beyaz peynir, salamura balık, bamya, sirke, buğday ve bulgur, çavdar, çikolata, dondurma, enerji içecekleri, gazlı içecekler, irmik, jöle, keçiboynuzu, krema, işlenmiş et ürünleri, konserve sebze ve meyveler, makarnalar, mısır, nohut, nişasta, margarinler, pirinç, patates, reçeller, sakız, un, yulaf, süt, şeker vb.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KALP KRİZİ NEDİR?

Kalp, tüm organlar gibi kan yoluyla beslenir. Kalp krizi de kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanmasıyla gerçekleşir. Tıkanan damarın besleyemediği kalp kası hücreleri ölmeye başlar. Eğer doğal bir baypas olmazsa ya da müdahale edilmezse oksijensiz kalan kalp çalışamaz duruma gelir ve ölüm gerçekleşir.

 

Hemen Öldürür Mü?

Kalp krizi ölümlerinin çoğu ilk 60 dakika içinde gerçekleşir. Ölüm zamanı istatistikleri ilk ve erken müdahalenin önemini ortaya koyuyor. Peki kalp krizi geçirirsek ya da yanımızda kalp krizi geçiren biri olursa ne yaparız? Aslında ilk soru ” Birinin kalp krizi geçirdiğini nasıl anlarsınız?” olacaktı. Kalp krizi anında bilinciniz yerindeyken yapacağınız son bir hareket hayatınızı kurtarabilir.

 

Kalp Krizinin Belirtileri

Kalp krizinin en yaygın görülen belirtisi sol kola doğru ilerleyen göğüs ağrısıdır. Çok şiddetli olan bu ağrıya mide bulantısı, terleme ve bilinç kaybı da eklenebilir. Özellikle mide rahatsızlığı olan kişiler kalp krizinden kaynaklanan ağrıyı mide ağrısı sanabilirler. Yaşlılarda kalp krizi nefes darlığıyla da kendini belli edebilir. Ancak her 5 kalp krizinden 1’i hiçbir belirti olmaksızın gerçekleşir. Ağrı vücudun durumu fark etmesiyle verdiği alarmdır, ağrı bir şanstır.

 

Kalp Krizi Geçiriyorum!

Kalp krizi geçirdiğinizden şüpheleniyorsanız ve yalnızsanız her şeyden önce size ulaşabilecek bir tanıdığınızı arayın. Doğrudan 112 servisini ararsanız adresi tarif ederken bilincinizi kaybedebilirsiniz. Tabi yakınınıza ulaşamama ihtimaliniz de bir risktir. Gerekli aramaları yaparken evinizin kapısını da açık bırakın ki size ulaşabilsinler. Hâla bilinciniz yerinde ise bir bardak suyla aspirin için. Onun dışında bir şey tüketmeyin.

Kalp krizi geçiren birinin kendi kendini tedavi etmesi mümkün değildir. Ancak zaman kazandıracak hareketler vardır. Bir kanepe ya da bir sandalyenin önünde sırt üstü yatın. Ayaklarınızı kanepenin üzerine atın ve burnunuzu tutarak kuvvetle öksürün. Bacaklarınızdan gelen kan ve öksürüğün etkisiyle artan kan dolaşımı kalbinizi bir süre daha idare edebilir. Bu süre içinde kesinlikle ayakta beklemeyin. Kalp ağrısı durumunda soğuk ya da sıcak duşa girmek ve ağrı geçsin diye spor yapmak ölümcül sonuçlar doğurabilir.

 

Trafikte Kalp Krizi Başlarsa…

Trafikteyken göğsünüzde şiddetli bir ağrı ve ani terleme hissettiyseniz büyük ihtimalle bilincinizi kaybetmenize 20 saniye kalmıştır. Hemen arabayı sağa çekin ve telefonunuza sarılın. Bu sırada da arka koltuğa geçerek kapıyı açın ve ayaklarınızı tepeye dikin. Burnunuzu kapatıp şiddetlice öksürmeye başlayın. Bu sırada bilincinizi kaybetseniz bile sizi o halde görenler yardım çağıracaktır.

 

Yanımda Biri Kalp Krizi Geçiriyor

Kalp krizi geçiren birine yapılacak müdahale üzerine eğitim almadıysanız yapabilecekleriniz çok sınırlıdır. İlk olarak 112 acil servisi arayın. Eğer imkanınız varsa hastaneye siz götürün. Böylece kapsamlı müdahalenin yapılacağı süreyi kısaltmış olursunuz.

  • Siz  götüremiyorsanız hastayı yere yatırın ve bacaklarını yukarı kaldırarak sabitleyin.

  • Gömlek, kravat ve kemer gibi vücudu sıkan giysi ve aksesuarları çıkarın.

  • Kriz geçiren kişi kalp hastasıysa ilacını verin. Dil altı hapları ölümü önleyebilir.

  • Aspirin kan sulandırıcıdır. Kalp krizi geçiren kişiye bir aspirin çiğnetin.

  • Kişiyi sıcak tutmaya çalışın ama hava almasını önlememeye özen gösterin.

  

KARPAL TÜNEL SENDROMU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARPAL TÜNEL SENDROMU NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

 

Sinirler, omurilikten çıkıp ilgili bölgeye ulaşana kadar pek çok yapının içerisinden geçer. Bu yapıların başlangıçtan itibaren veya sonradan darlaşarak sinire baskı yapmasına sinir sıkışması denilir. El bileği bölgesinde bulunan median sinirin sıkışması durumuna karpal tünel sendromu adı verilir. Sinir sıkışmaları içerisinde en yaygın görülen ve günlük hayatı en çok etkileyen karpal tünel sendromudur. Karpal tünelin içerisinde geçen median sinir, bir duyu siniridir. Bu nedenle sendromun belirtileri de hissizlik ve duyu kaybı ile alakalıdır.

Karpal Tünel Sendromunun Belirtileri Nelerdir?

Parmaklarda his kaybı

Özellikle diş hekimleri, ressamlar gibi el yeteneği ile çalışan kişilerin yeteneklerinde azalma

Cisimleri kavrama ve sıkma konusunda bariz bir güç kaybı hissedilmesi

Parmaklarda ve el bileğinde erken yorulma

El bileği ve parmaklarında ağrı duyulması (Bu ağrılar genellikle akşam saatlerinde artar, dinlenme ile azalır.)

Karpal Tünel Sendromu En Sık Kimlerde Görülür?

Uzun süre daktilo, klavye gibi aletleri kullanan sekreterler

Uzun yıllar boyunca vücut geliştirme sporu ile ilgilenenler

Diş hekimleri gibi ömür boyu bilek kaslarını yorarak çalışanlar

İnşaat işçileri, hamallar gibi sürekli ağır yükler kaldıran meslek grupları, karpal tünel sendromuna daha yatkındır.

Karpal Tünel Sendromundan Korunmak İçin

Aşırı bilek hareketlerinden kaçınmak

Bilek ve parmakları fazla yormamak

Bileği güçlendirmek için egzersizler yapmak

Sürekli ağır yükler kaldırmamak ve

İş sırasında belirli aralıklarla bileği dinlendirmek gerekir.

Karpal Tünel Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

İlk etapta rahatsızlığın belirtileri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bunun için kas gevşetici ve anti-enflamatuar ilaçlar verilir.

Bu kullandırılan ilaçlar hafif düzeyli daralmalarda hastanın şikayetlerini azaltabilir, hatta tamamen ortadan kaldırabilir.

Biorezonans desteği ile tedavi edilebilir.

Ancak ileri düzey daralmalarda bu ilaçların bariz bir etkisi olmaz. O zaman da ameliyat seçeneği kaçınılmaz olur.

Şişlik olan bölgeye soğuk uygulaması yapılır ve ilk bir ay düzenli olarak ağrı kesici ilaçlar kullanılır.

Sıkıntılı dönem atlatıldıktan sonra hasta günlük yaşamına dönüp mesleğini icra edebilir.

Karpal Tünel Sendromu Tekrarlar mı?

Karpal tünel ameliyatı, problemin nedenini değil sonucunu tedavi eder. Bu nedenle ilerleyen dönemlerde rahatsızlık tekrarlayabilir. Böyle bir durum ile karşı karşıya kalmamak için hastanın yaşam konforuna dikkat etmesi gerekir

Bizi Arayın - 0(256) 213 76 28

  • Gri Facebook Simge
  • Gri Instagram Simge

© Zinya Biorezonans ve Danışmanlık. Tüm hakları saklıdır.